Hayatımda ilk kez gerçekten sevdiğim, ilk kez âşık olduğum bir kız vardı.
Belki hayatın ne olduğunu tam olarak bilmediğim yaşlardaydım. Aşkın ne demek olduğunu, bir insanın başka bir insanın varlığını nasıl bu kadar önemseyebileceğini henüz tam anlamıyla bilmiyordum. Ama onu gördüğümde içimde oluşan duygunun diğerlerinden farklı olduğunu biliyordum.
Lisede onu sevmiştim.
O da benim onu sevdiğimi biliyordu.
Fakat bazı hikâyeler vardır; başlamadan önce biter. Bazı insanlar birbirlerine yaklaşabilecek kadar yakın, birlikte olabilecek kadar da uzak kalırlar.
Biz de öyle olduk.
Olmadık.
Olamadık.
Belki cesaret edemedik, belki zaman doğru değildi, belki hayat bizi başka yönlere savurdu. Belki de o yaşlarda insanın söylemek isteyip de söyleyemediği çok fazla şey vardı.
Sonra hayat devam etti.
Yollarımız ayrıldı.
Konuşmadık.
Ben hayatıma devam ettim, o da kendi hayatına…
Fakat insan bazı insanları hayatından çıkarsa bile kalbinden tamamen çıkaramıyor.
Aradan yıllar geçti.
Sonra 6 Şubat 2023 geldi.
O sabah yalnızca binalar yıkılmadı.
İnsanların hayatları yıkıldı.
Hayaller yarım kaldı.
Aileler dağıldı.
İnsanların gelecek planları bir gecede yok oldu.
Ve benim hayatımdan da bir insan sonsuza kadar çıktı.
İlk sevdiğim, ilk âşık olduğum kız…
Depremde hayatını kaybetti.
İlk öğrendiğimde inanamadım.
Belki de insanın zihni, kabul edemeyeceği bir acıyla karşılaştığında kendisini korumaya çalışıyor. “Hayır, olamaz.” diyorsun.
“Belki yanlış biliyorlardır.”
“Belki kurtulmuştur.”
“Belki bir yerlerdedir.”
İnsan, gerçeği değiştiremeyeceğini bildiği hâlde küçük ihtimallere tutunuyor.
Ben de tutundum.
Çünkü onun öldüğünü kabul etmek, yalnızca bir insanın öldüğünü kabul etmek değildi benim için.
Benim geçmişimden bir parçanın da öldüğünü kabul etmekti.
Lisede onu sevdiğim günlerin, söyleyemediklerimin, yaşayamadıklarımızın, “acaba”ların ve “keşke”lerin artık hiçbir zaman cevabını bulamayacağını kabul etmekti.
En acısı da buydu.
Biz zaten konuşmuyorduk.
Aramızda devam eden bir ilişki yoktu.
Belki hayatlarımız birbirinden çoktan uzaklaşmıştı.
Ama insan bazen hiç konuşmadığı birini bile içinde taşımaya devam ediyor.
Çünkü bazı insanlar hayatımızda uzun süre kalmazlar.
Ama bıraktıkları iz, yıllar boyunca kalır.
Onunla bir hayat yaşayamadım.
Elini tutamadım.
Yanında yıllar geçiremedim.
Birlikte yaşlanamadık.
Belki birlikte bir evimiz olacaktı, belki çocuklarımız olacaktı, belki de birkaç yıl sonra birbirimizi tamamen unutacaktık.
Bilmiyorum.
Hiçbirini bilemeyeceğim.
Çünkü hayat bana bu ihtimallerin hiçbirini deneme şansı bırakmadı.
İşte insanı en çok da bu yoruyor.
Yaşanmış bir aşkın acısı başka…
Yaşanamamış bir aşkın acısı bambaşka.
Yaşanmış olanın anıları vardır.
Ama yaşanamamış olanın sonsuz ihtimalleri vardır.
“Keşke…”
Hayatımda belki de en ağır kelimelerden biri oldu bu.
Keşke olsaydı.
Keşke o zaman daha cesur olsaydım.
Keşke konuşsaydık.
Keşke yollarımız yeniden kesişseydi.
Keşke bir gün karşılaşsaydık ve birbirimize geçmişten bahsedebilseydik.
Keşke ona bir kez daha “Seni sevmiştim.” diyebilseydim.
Ama artık bunların hiçbirini söyleyemem.
Çünkü bazı cümlelerin muhatabı artık hayatta değildir.
Ve bazı özürler, bazı itiraflar, bazı sevgiler insanın içinde kalır.
6 Şubat benim için yalnızca bir deprem tarihi değildir.
O tarih, hayatımın ikiye ayrıldığı gündür.
Öncesi ve sonrası…
Depremden önce kaybettiğim şeyleri yeniden kazanabileceğime inanıyordum.
İnsanların geri dönebileceğine, yolların yeniden kesişebileceğine, yarım kalan hikâyelerin bir gün tamamlanabileceğine inanıyordum.
6 Şubat bana bunun her zaman mümkün olmadığını öğretti.
Bazı insanlar geri dönmez.
Bazı kapılar bir daha açılmaz.
Bazı hikâyeler son cümlesi yazılmadan biter.
Ve bazı “keşke”ler insanın içinde ömür boyu taşınır.
Onun ölümünden sonra geçmişime başka türlü bakmaya başladım.
Lisedeki o çocuğu düşündüm.
Onu uzaktan seven, hislerini belki tam anlatamayan, gelecekte ne olacağını bilmeyen o hâlimi…
Sonra kendime sordum:
“Acaba o zaman birlikte olsaydık hayatımız nasıl olurdu?”
Bu sorunun cevabını hiçbir zaman öğrenemeyeceğim.
Belki güzel olurdu.
Belki kötü.
Belki birkaç yıl sonra ayrılırdık.
Belki hayatımız boyunca birlikte kalırdık.
Ama artık bunun hiçbir önemi yok.
Çünkü bazı ihtimallerin cevabını hayat değil, ölüm kapatıyor.
Benim hikâyemde de böyle oldu.
O kız benim hayatımın ilk aşkıydı.
Belki son aşkım değildi.
Belki onun hayatında benim düşündüğüm kadar büyük bir yerim bile yoktu.
Ama benim hayatımda bir ilkti.
İlk sevgi…
İlk heyecan…
İlk “keşke”…
Ve şimdi ilk büyük kayıplarımdan biri…
Bazen insan birini kaybettiğinde yalnızca o insanı kaybetmiyor.
Onunla birlikte yaşayabileceği hayatı da kaybediyor.
Ben onu kaybederken, onunla yaşayabileceğim ihtimali de kaybettim.
Belki de bu yüzden hâlâ içimde bir yerlerde “keşke” kelimesi duruyor.
Çünkü bizim hikâyemiz kötü bittiği için değil…
Hiç başlayamadığı için yarım kaldı.
Ve bazı yarım kalan hikâyeler, tamamlananlardan daha uzun yaşar insanın içinde.
Bugün geriye dönüp baktığımda ona dair taşıdığım şey artık yalnızca aşk değil.
Bir hatıra.
Bir gençlik parçası.
Bir ihtimal.
Bir sessizlik.
Ve hiç yaşanmamış bir hayatın gölgesi…
Bazen onun için üzülüyorum.
Bazen kendim için.
Bazen de ikimiz için.
Çünkü biz, birbirimizi sevip sevmediğimizi konuşacak kadar bile zaman bulamadık.
Hayat bize bir şans vermedi.
Ve 6 Şubat 2023, o şansı sonsuza kadar elimizden aldı.
Şimdi geriye yalnızca bir cümle kalıyor:
Keşke olsaydı.
Keşke o hikâyeyi yaşayabilseydik.
Keşke bir gün yollarımız yeniden kesişseydi.
Keşke ona söyleyemediklerimi söyleyebilseydim.
Ama olmadı.
Olamadı.
Ve ben hayatımın bir yerinde, adı artık yalnızca hatıralarda kalan bir kızı sevmeye devam ettim.
Belki insanın büyümesi biraz da budur.
Bazı insanları yanında taşıyamayacağını öğrenmek…
Ama onları kalbinde, sessizce uğurlamayı öğrenmek.
Ben onu unutmadım.
Belki de unutmak istemiyorum.
Çünkü onu hatırlamak, yalnızca ölmüş birini hatırlamak değil.
Benim gençliğimi hatırlamak.
İlk aşkımı hatırlamak.
Söylenmemiş sözlerimi hatırlamak.
Ve hayatın ne kadar kısa, ne kadar kırılgan olduğunu hatırlamak…
6 Şubat'tan sonra şunu öğrendim:
Hayatta bazı şeyleri ertelememek gerekiyor.
Seviyorsan söylemek…
Özlediysen aramak…
Birinin yanında olmak istiyorsan yanında olmak…
Çünkü hayat, yarın konuşuruz dediğin insanı senden bir gecede alabiliyor.
Ben bunu yaşayarak öğrendim.
Ve hayatımın en büyük “keşke”lerinden biri olarak onu içimde taşımaya devam ediyorum.
Belki bizim hikâyemiz hiç başlamadı.
Ama benim hayatımda bir iz bıraktı.
Ve bazı insanlar hayatımıza sevgili olarak değil, ömür boyu unutamayacağımız bir hatıra olarak giriyor.
O da benim için böyle kaldı.
İlk sevdiğim kız…
İlk aşkım…
Yarım kalan hikâyem…
Ve 6 Şubat'ın benden aldığı insanlardan biri.
Keşke olsaydı…
Ama olmadı.
Ve bazı “keşke”ler, insanın hayat hikâyesinin en sessiz cümlesi olarak kalıyor.
-Volkan BÜYÜKKASİM
