Her kriz anında aynı cümle dolaşıma girer:“Bu kadarını da ilk defa görüyoruz.”

Hayır.
Bu ilk defa olmuyor.
Sadece her seferinde unutuluyor.

Tarih, “ilkler”le değil, tekrarlarla doludur. Değişen olaylar değil; aktörler, mekânlar ve tarihlerdir. Mekanizma aynı kalır: Görülür bir sorun ortaya çıkar, sorumlular belirginleşir, sonra gürültü başlar. Gürültü arttıkça gerçek bulanıklaşır. En sonunda herkes konuşur ama kimse yanlışın sahibi olmaz.

Bu bir refleks değil; yerleşik bir alışkanlıktır.

Geçmişe dönüp baktığımızda tablo hep aynıdır:
Önce uyarılar gelir. Ciddiye alınmaz.
Sonra sonuçlar ortaya çıkar. Şaşkınlık yapılır.
Ardından “ders çıkarıyoruz” denir.
Ve en sonda… hiçbir şey değişmez.

Çünkü mesele olay değildir.
Mesele hesap sorma kültürünün yokluğudur.

Her dönemde aynı savunma devreye girer:
“Şartlar zordu.”
“Koşullar farklıydı.”
“O günün gerçekleri böyleydi.”

Oysa şartlar değişir, sorumluluk değişmez.
Gerçekler eğilip bükülür ama sonuçlar kalıcıdır.

Bu yüzden “ilk defa” denilen şeyler aslında tanıdıktır.
Sadece yeni ambalajlıdır.
Aynı ihmaller, aynı sessizlikler, aynı kaçışlar…

Toplum olarak en büyük hatamız, her krizi olağanüstü bir an sanmamızdır. Oysa sorun tam da burada: Bunlar olağanüstü değil, olağan hale gelmiştir. Normalleştirilen her yanlış, bir sonrakine zemin hazırlar.

Tarih bize şunu öğretir:
Yanlışlar tekrar eder çünkü bedel ödemez.
Sessizlik kalıcıdır çünkü konforludur.
Sorumluluk ise hep bir başkasına bırakılır.

Bu yüzden soru yanlış soruluyor.
“Asıl soru şu olmalı:”

Bu neden hep oluyor?

Cevap rahatsız edici ama basit:
Çünkü olan biteni hatırlamak yerine unutmayı,
sorgulamak yerine kabullenmeyi,
hesap sormak yerine alışmayı seçiyoruz.

Bu ilk defa olmuyor.
Ama böyle devam ederse, son da olmayacak.

Volkan BÜYÜKKASİM

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir