Jeffrey Epstein’i yalnızca bir suçlu olarak okumak, bu hikâyeyi fazlasıyla basitleştirmek olur. Çünkü Epstein meselesi, bireysel bir sapkınlığın ötesinde; gücün nasıl korunduğunu, suçun nasıl buharlaştırıldığını ve adaletin kimler için askıya alındığını gösteren nadir dosyalardan biridir. Bu yüzden Epstein, bir isimden çok bir eşik noktasıdır.
Epstein’in yıllar boyunca dokunulmaz kalabilmesi, hukuki bir boşluktan ziyade siyasi ve toplumsal bir tercihin sonucuydu. Dosyalar vardı, tanıklar vardı, iddialar açıktı. Buna rağmen süreç ilerlemedi. Çünkü bazı dosyalarda mesele delil yetersizliği değildir; irade yetersizliğidir.
Adalet bazen çalışmaz değil, bilinçli olarak yavaşlar.
Burada asıl dikkat çekici olan, Epstein’in kim olduğu kadar kimlerle temas ettiğidir. Siyaset, finans, akademi ve medya çevreleri… Bu temaslar Epstein’i güçlü kılmadı; onu korunabilir hale getirdi. Güç dediğimiz şey tam olarak budur: Suçu ortadan kaldırmak değil, suça giden yolları görünmez yapmak.
Epstein dosyası bize şunu hatırlatır:
Güçlü olanlar için hukuk bir duvar değildir; ayarlanabilir bir perdedir.
Yıllar sonra dosya yeniden açıldığında ise tablo değişmedi. Bu kez kamuoyu baskısı vardı ama sistemin refleksi aynıydı. Süreç şeffaf ilerlemedi, sorular cevapsız kaldı, sorumluluklar dağıtıldı. Herkes konuştu ama kimse sahiplenmedi.
Modern cezasızlık tam olarak budur: Herkesin bildiği, kimsenin üstlenmediği bir gerçeklik.
Epstein’in hapishanedeki ölümü bu dosyanın kırılma anıydı. Resmî açıklamalar teknik detaylara sıkıştırıldı: kamera arızaları, ihmaller, prosedür hataları… Oysa asıl soru çok daha yalındı:
Bu dosyanın gerçekten açılması isteniyor muydu?
Çünkü bazı ölümler adli vaka değildir; siyasi rahatlama üretir. Epstein’in ölümü de tam olarak bunu yaptı. Dosya kapanmadı ama etkisizleştirildi. Tartışma sürdü, sonuç üretmedi. Gerçek konuşuldu ama karara bağlanmadı.
Burada mesele Epstein’in suçlu olup olmadığı değildir; bu zaten nettir. Mesele, bu suçun neden ve nasıl bu kadar uzun süre mümkün olduğudur. Ve daha önemlisi: Bu düzenin bugün hâlâ geçerli olup olmadığıdır.
Epstein dosyası, küresel ölçekte şu gerçeği ifşa etti:
Adalet evrensel değildir; erişilebilirliği sınıfsaldır.
Bazıları için hukuk bir zorunluluk, bazıları için ise yönetilebilir bir risktir.
Bu yüzden Epstein’i konuşmak geçmişe takılmak değildir. Aksine, bugünü anlamanın en çıplak yollarından biridir. Çünkü aynı sessizlik, aynı erteleme, aynı “zamanla unutulur” refleksi bugün de başka dosyalarda karşımıza çıkar. İsimler değişir, yöntemler benzer kalır.
Epstein öldü.
Ama onu mümkün kılan sistem hâlâ ayakta.
Ve belki de en rahatsız edici soru şudur:
Bir sonraki Epstein dosyasını konuşurken, yine mi “şaşırmış gibi” yapacağız?
Volkan BÜYÜKKASİM
