Bir Ülke Neye Ağlar?

Bir ülke, sadece toprağa düşen canlara ağlamaz.
Bir ülke, geciken adalete de ağlar.

Bazen bir deprem olur; yıkılan sadece binalar değildir. Güven yıkılır. İhmal yıkılır. Vicdan yıkılır. O an gözyaşı sadece kaybedilenlere değil, önlenebilecek olanlara da dökülür. Çünkü bir ülke, kader diye sunulan ihmale ağlar.

Bir ülke, adaletin terazisi şaştığında ağlar.
Mahkeme salonlarında yankılanan sessizlik, sokaktaki çığlıktan daha ağırdır. İnsanlar konuşmayı bırakmışsa, umut beklemeyi bırakmışsa; işte orada gözyaşı görünmez olur ama derinleşir.

Bir ülke, gençleri bavul hazırladığında ağlar.
Hayaller başka ülkelere taşındığında, gelecek pasaport kontrolünden geçtiğinde… Geride kalan sadece bir gidiş değil, bir eksiliştir. Çünkü bir ülke, umudunu kaybettiğinde ağlar.

Bir ülke, liyakat yerini sadakate bıraktığında ağlar.
Emeğin karşılığı verilmediğinde, hak eden değil yakın olan kazandığında… Sessiz bir kırılma başlar. O kırılma duyulmaz ama hissedilir.

Bir ülke, birbirine yabancılaşan insanlarına ağlar.
Komşusuna selam vermeyen, farklı düşünene tahammül edemeyen bir toplum; aslında içten içe çözülüyordur. Çünkü bir ülke, birliğini kaybettiğinde ağlar.

Ama bir ülke sadece kayıplara ağlamaz.
Bir ülke, unutmaya da ağlar.

Çünkü unutmak, aynı acıyı tekrar davet etmektir.
Unutulan her ders, yeniden yaşanacak bir sınavdır.

Bir ülke neye ağlar?
Adaletsizliğe…
İhmale…
Sessizliğe…
Umutsuzluğa…

Ve en çok da, bunların normalleşmesine ağlar.

Gözyaşı bazen meydanlarda akar, bazen sandıkta, bazen de kimsenin görmediği gecelerde. Ama şunu unutmamak gerekir: Bir ülke ağlıyorsa, aslında hâlâ hissediyordur. Hâlâ umut ediyordur. Hâlâ düzelebileceğine inanıyordur.

Çünkü ağlamak, bitiş değil; vicdanın hâlâ hayatta olduğunun kanıtıdır.

Volkan BÜYÜKKASİM

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir