Türkiye’de “yeni anayasa” tartışması her açıldığında aynı refleks devreye giriyor:
Bir taraf bunu kaçınılmaz bir ihtiyaç, diğer taraf ise örtülü bir tehdit olarak görüyor. Aslında her iki kaygı da haksız değil. Çünkü mesele yeni anayasa değil; nasıl, kimlerle ve hangi iklimde yapılacağıdır.
1982 Anayasası, darbe sonrası bir zihniyetin ürünüdür. Ne kadar değiştirildiği değil, neden yazıldığı önemlidir. Devleti merkeze alan, vatandaşı ise sürekli denetlenecek bir unsur olarak gören bu anlayış, bugün toplumun gerçekliğiyle örtüşmüyor. Türkiye değişti;
nüfus yapısı, iletişim biçimi, siyasal talepler ve özgürlük algısı dönüştü. Anayasa ise bu değişimi yakalayamadı.
Bu nedenle “yeni bir anayasa olmalı mı?” sorusuna dürüst cevap şudur:
Evet, olmalı.
Ancak bu “evet”, büyük bir şerh içerir.
Çünkü anayasa sadece bir hukuk metni değildir. Aynı zamanda bir toplumsal sözleşmedir. Toplumun yarısının dışlandığı, muhalefetin susturulduğu, medyanın baskı altında olduğu, yargının tarafsızlığının tartışıldığı bir ortamda yapılan anayasa; ne kadar yeni olursa olsun, meşruiyet sorunu taşır.
Daha açık söyleyelim:
Baskı ikliminde yazılan anayasa, özgürlük üretmez.
Güç dengesinin bozulduğu yerde, denge metni doğmaz.
“Mevcut anayasa zaten uygulanmıyor” argümanı doğrudur ama eksiktir. Sorun sadece uygulama değil, aynı zamanda metnin gücü sınırlayamamasıdır. İyi bir anayasa, kötü niyeti tamamen engellemez; fakat onu zorlaştırır, pahalı hale getirir ve görünür kılar. Bugün yaşadığımız pek çok krizin temelinde, bu fren mekanizmalarının zayıflığı yatıyor.
Asıl tehlike şudur:
Yeni anayasa söyleminin, demokratikleşme değil, yetki yoğunlaştırma amacıyla kullanılması. Eğer amaç güçler ayrılığını tahkim etmek değil de yürütmeyi daha da genişletmekse, ortaya çıkacak metin çözüm değil, yeni bir sorun olur.
Bu yüzden doğru soru şudur:
“Yeni anayasa olmalı mı?” değil,
“Demokratik bir yeni anayasa mümkün mü?”
Eğer süreç:
- Şeffaf yürütülürse
- Tüm siyasi ve toplumsal kesimler eşit söz hakkına sahip olursa
- Medya ve ifade özgürlüğü güvence altındaysa
- Son kararı gerçekten halk verirse işte o zaman yeni anayasa, bir tehdit değil; tarihi bir fırsat olur. Aksi halde “yeni” sadece takvim yaprağında kalır. Ruhu olmayan bir anayasa ise, topluma umut değil, sadece daha kalın bir metin bırakır.
Volkan BÜYÜKKASİM
