Bir şeyler yolunda gitmediğinde, hemen bir gerekçe hazırdır.
Zaman uygun değildir. Şartlar elvermez. İnsanlar böyledir. Sistem bozuktur.
Ve biz buna alışığızdır: Hep bahane.
Başlamadığımız işler için nedenlerimiz boldur.
Yarım bıraktığımız cümlelerin, ertelenen hayallerin, tutulmayan sözlerin arkasında hep mantıklı görünen açıklamalar vardır. Oysa çoğu zaman gerçek çok daha basittir:
Risk almak istemedik. Sorumluluk ağır geldi. Konfor bozulmasın istedik.
Bahane, insanın kendini kandırma biçimidir.
Başkasına anlatırken inandırıcı, kendimize söylerken rahatlatıcıdır. Ama uzun vadede sessiz bir yük haline gelir. Çünkü bahane çoğaldıkça, cesaret azalır. Cesaret azaldıkça, hayat daralır.
Toplum olarak da farklı değiliz.
Yanlış giden her şey için bir suçlu vardır ama nadiren bir sorumlu bulunur. Kimse hatanın sahibi olmak istemez; sonuçlar ortadadır ama nedenler hep başkasındadır.
Ekonomide, siyasette, ilişkilerde…
Eleştiri boldur, yüzleşme kıt.
Oysa bahanelerle değil, kararlarla değişir hayat.
Bir noktada “ama” demeyi bırakıp “ben” demek gerekir.
“Şartlar böyle” yerine, “Ben ne yapabilirim?” sorusu sorulmadıkça hiçbir şey gerçekten değişmez.
Bahane konforludur; çünkü hareketsizdir.
Ama gelişim rahatsız edicidir. Terletir, zorlar, hata yaptırır.
Yine de ilerleme, yalnızca o rahatsızlık alanında mümkündür.
Belki de artık şunu kabul etme zamanı:
Her şey bizim suçumuz değil. Ama hiçbir şey de tamamen bizim dışımızda değil.
Ve evet, bazen bahane yoktur.
Sadece cesaret eksiktir.
Volkan BÜYÜKKASİM
