Türkiye Büyük Millet Meclisi, milli iradenin temsil edildiği en yüksek devlet kurumudur. Bu çatı altında sergilenen her tutum, yalnızca siyasi aktörleri değil, devletin saygınlığını ve demokratik kültürünü de doğrudan etkilemektedir. Son dönemde Meclis’te yaşanan fiziki gerilim, bu açıdan üzerinde dikkatle durulması gereken bir tablo ortaya koymuştur.
Demokrasilerde fikir ayrılıkları doğaldır; hatta sağlıklı bir siyasal hayatın temel unsurlarındandır. Ancak bu ayrılıkların ifade biçimi, temsil sorumluluğu bilinciyle sınırlı kalmalıdır. Meclis kürsüsü; tartışmanın, iknanın ve ortak aklın üretildiği bir zemindir. Fiziki müdahaleler ise bu zemini zayıflatmakta, kurumsal itibara zarar vermektedir.
Milletvekilleri, farklı görüşleri temsil etseler dahi aynı devlete hizmet ettiklerinin bilinciyle hareket etmekle yükümlüdür. Meclis’te yaşanan her olumsuz görüntü, vatandaşın siyaset kurumuna duyduğu güveni sarsmakta; özellikle genç kuşaklarda demokrasiye dair soru işaretlerini artırmaktadır.
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ekonomik, sosyal ve hukuki meselelerin çözümü; gerilimle değil, sağduyu ve uzlaşmayla mümkündür. Bu nedenle siyasal dilin yumuşatılması, Meclis içi teamüllerin güçlendirilmesi ve sorumluluk bilincinin ön plana çıkarılması bir tercih değil, zorunluluktur.
TBMM, çatışmanın değil çözümün adresi olmalıdır. Devlet ciddiyeti, makamların ağırlığıyla değil; o makamları dolduranların tutumuyla anlam kazanır. Milletin beklentisi de bu yöndedir.
Volkan BÜYÜKKASİM

